Öğretme öğrenme süreçleri nelerdir ?

Efe

New member
Öğretme ve Öğrenme Süreçleri: Bir Köydeki Dönüşüm

Giriş: Bir Hikaye Anlatma Zamanı

Hikayeleri severim. Çünkü her hikaye, insanın içindeki farklı yönleri keşfetmeye, düşünmeye ve bazen de yeni bakış açıları edinmeye yardımcı olur. Bugün size, bir köydeki öğretme ve öğrenme süreçlerini anlatan bir hikaye paylaşmak istiyorum. Ancak bu hikayede bir öğretmenin ya da öğrencinin sıradan hikayesi değil; bir toplumun, kadınların ve erkeklerin öğretme ve öğrenme biçimleriyle nasıl dönüştüğünü gösteren bir hikaye olacak. Gelin, birlikte bu yolculuğa çıkalım.

Bir Köy, İki Farklı Dünya

Uzak bir köyde, adı Hemşin olan, farklı düşünme biçimlerinin ve bakış açılarıyla şekillenen iki farklı öğretim tarzı vardı. Köyün bir tarafında, her şey çözüm odaklıydı, bir problemi en hızlı şekilde çözmek, sonuç almak, strateji geliştirmek önemliydi. Diğer tarafta ise öğrenme süreci ilişkiler, duygular ve empatiyle iç içeydi. İnsanlar burada, birbirlerini dinleyerek ve anlamaya çalışarak bilgi paylaşıyor, öğreniyorlardı.

Köyde yaşayan Ali ve Ayşe, her ikisi de farklı bakış açılarına sahipti ve köydeki öğretme süreçlerini çok farklı şekillerde deneyimliyorlardı.

Ali’nin Çözüm Odaklı Yaklaşımı

Ali, köydeki gençlerden biriydi. O her zaman çözüm odaklıydı; bir problemle karşılaştığında hemen çözüm arar, teoriler geliştirdiği gibi onları hızla pratiğe dökerek sonuç elde ederdi. Bir gün, köydeki okuldaki taş duvarın bir kısmı çökmüştü. Çocukların güvenliğini sağlamak için ne yapması gerektiğini düşündü. Hızla duvarın nasıl onarılacağını düşündü, malzeme temin etti ve kısa sürede duvarı onardı.

Ali'nin yaklaşımında, çözüm her şeydi. O, sorunun en kısa sürede ve en verimli şekilde çözülmesinin, toplumu daha ileriye taşıyacağına inanıyordu. Kadınlar ve erkekler arasındaki toplumsal rollerin tarihsel olarak şekillendiği bir köyde, Ali’nin bu yaklaşımı, ona hızlıca saygı kazandırdı. Fakat bir gün, o çözdüğü duvarın temelinin aslında ne kadar zayıf olduğunun farkına vardı. Taşların tam yerleşmediğini, uzun vadede daha büyük sorunlar yaratabileceğini gördü.

Ali, bu durumu öğrendiğinde şaşkınlığa uğradı. Ancak yaşadığı deneyim ona bir şeyi öğretti: Hızlı çözüm ve sonuçlar her zaman doğru olmayabilirdi. Bir çözüm bulmadan önce, derinlemesine düşünmek, olası duygusal ve toplumsal etkileri göz önünde bulundurmak gerekirdi.

Ayşe’nin Empatik ve İlişkisel Yaklaşımı

Ayşe ise köyün diğer tarafında yaşıyor, öğretme ve öğrenme süreçlerini daha çok duygusal ve ilişkisel bir biçimde deneyimliyordu. Ayşe, öğretmenin sadece bilgi aktarmaktan çok, öğrenciyle duygusal bir bağ kurması gerektiğini savunuyordu. Onun için öğrenme, sadece bilgiyle ilgili değil, öğrencinin iç dünyasıyla da bağlantılıydı.

Bir gün, Ayşe’nin köydeki okulda verdiği ders sırasında öğrencisi Elif, üzgün bir şekilde derse katıldı. Ayşe, Elif’in neden üzgün olduğunu sormadan, hemen ders konusuna geçmek yerine ona yakınlaşıp, "Bugün kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu. Elif, annesinin hasta olduğunu ve endişelendiğini söyledi. Ayşe, Elif’in duygusal durumunu dikkate alarak, onunla konuştu, rahatlattı ve o gün için dersin konusu yerine, Elif’in ihtiyaçlarına göre bir konuşma yaptı.

Ayşe, öğretme sürecini sadece ders anlatma olarak görmüyordu. O, her öğrenciyi bir birey olarak kabul eder, onların duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarını da öğrenmenin bir parçası olarak değerlendirirdi. Bu, köydeki öğretme anlayışını büyük ölçüde değiştirmişti. Ayşe’nin yaklaşımı, sadece bir dersin içeriğini öğrenmekten çok, öğrencinin kendisini daha güvenli ve değerli hissetmesini sağlıyordu.

Tarihten Bugüne Öğrenme ve Öğretme Süreçleri

Ayşe ve Ali’nin bakış açıları, aslında tarihsel olarak öğretme ve öğrenme süreçlerinin evrimini yansıtıyordu. Tarih boyunca, özellikle kadın ve erkek rollerinin farklı olduğu toplumlarda, erkeklerin öğretme biçimi genellikle çözüm odaklı ve pratik olmuştur. Kadınlar ise daha çok ilişkisel ve empatik bir yaklaşım sergilemiş, toplumsal bağları güçlendirmek adına eğitim süreçlerine duygusal ve sosyal bir boyut katmıştır.

Bu farklılıklar, yalnızca köydeki küçük bir topluluğun hikayesiyle sınırlı değildir. Bugün modern eğitim sistemlerinde de benzer dinamikler gözlemlenmektedir. Erkekler ve kadınlar arasındaki toplumsal rollerin öğretme süreçlerine etkisi, eğitimde daha etkili yöntemler geliştirmek için dikkate alınmalıdır. 21. yüzyılda, çok disiplinli ve kapsayıcı yaklaşımlar, her iki bakış açısının entegrasyonunu öneriyor.

Sonuç: Bu Hikayede Neler Öğrendik?

Ali ve Ayşe’nin hikayesi, öğretme ve öğrenme süreçlerinin çok boyutlu olduğunu ve farklı bakış açılarıyla şekillendiğini gösteriyor. Bir öğretmenin ya da öğrencinin yaklaşımı sadece bireysel tercih meselesi değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel yapıların da bir yansımasıdır. Ali’nin çözüm odaklı yaklaşımı, sorunları hızlıca çözmeye çalışırken, Ayşe’nin empatik tutumu, öğrencilerin duygusal ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak daha derin bir öğrenme süreci yaratıyordu.

Peki, sizce öğretme süreci daha çok hangi yaklaşımla daha etkili olur? Çözüm odaklı mı yoksa empatik bir yaklaşım mı daha uzun vadeli başarılar getirir? Öğretme biçimlerinin toplumsal cinsiyetle ilişkisini nasıl görüyorsunuz?

Bu konudaki düşüncelerinizi ve deneyimlerinizi paylaşarak tartışmamıza katkı sağlayabilirsiniz.